KARAYOLLARI ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI KAPSAMINDA ARAÇ HASAR TAZMİNATININ VE DEĞER KAYBININ BELİRLENMESİ

Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, veya günlük hayatta kullanılan adıyla zorunlu trafik sigortası, Karayolları Trafik Kanunu’nda düzenlenen bir zorunlu sigorta türüdür. Bu sigorta, gerek Tahkim gerek Yargıtay kararlarında en çok karşılaşılan sigorta türüdür. Zira, motorlu aracı olan herkes bu sigortayı yaptırmakla yükümlüdür. Zorunlu trafik sigortasının amacı, günlük hayatta sıklıkla karşılaşılan trafik kazalarında zarar gören üçüncü kişilerin zararlarının karşılanmasıdır. Üçüncü kişilerin karşılanacak zararları, ölüm halinde destekten yoksun kalma tazminatı, bedensel zarar hallerinde sağlık giderleri ve maddi zarar hallerinde hasar tazminatı da denilen onarım bedeli ve araçta gerçekleşen değer kaybıdır.

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu nedenle uygulamada “trafik sigortası” olarak adlandırılmaktadır. KTK m. 91 gereği bu sigortanın yaptırılması zorunludur.

Zorunlu trafik sigortası, motorlu aracın işletilmesi sırasında meydana gelen zararları kapsamaktadır. Bu nedenle “motorlu araç” ve “işletilme hali” kavramları, sigorta teminatının belirlenmesi açısından önem arz etmektedir. Genel Şartlar’ın A.2. maddesinin c bendinde motorlu araç, mevzuat gereği trafiğe çıkması trafik siciline veya özel sicile tescile tabi olan araçlar olarak tanımlanmıştır. Aynı maddenin ç bendinde ise işletilme hali, motorlu aracın mekanik aksamının çalışmasını veya mekanik aksamı çalışır durumda olmasa dahi motorlu aracın kendiliğinden de olsa hareket haline geçmesi hali olarak ifade edilmiştir. Karayolu dışında gerçekleşen kazalar, motorlu taşıtın işletilmesi sırasında meydana gelmiş olsa dahi sigorta teminatı kapsamına girmez. Karayolları, KTK m. 3 gereği, “…trafik için, kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlardır”. Örneğin bir tarlada meydana gelen kazada KTK uygulanmayacağından ; burada meydana gelen kazalarda zorunlu trafik sigortasına başvurulması mümkün değildir.

Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının teminatına giren durumlarda zarara uğrayan kişi sigortacıya karşı doğrudan talepte bulunma ve dava açma hakkına sahiptir. KTK m. 99/1 gereği sigortacıya gerekli belgelerle başvurulmasından itibaren sekiz iş günü içinde sigortacı tarafından tazminat ödemesinin yapılması gerekir. Ayrıca, işleten kaza anından sonra değişse bile zarar görenin sigorta ile himaye edilen yararı olarak koruma altında olacaktır.

Sigorta yalnızca Türkiye sınırları içerisinde geçerlidir. Yurtdışına kendi aracıyla çıkacak olan kişilerin Yeşil Kart alması gerekir. Yeşil Kart, sisteme üye olan 47 ülkede geçerlidir. Bu kartın alınmasıyla, kazanın meydana geldiği ülkedeki sigorta hukuku mevzuatına göre zarar tazmin edilir.

Sigortacı, motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep verildiği durumlarda, KTK’da belirlenen sigortalının hukuki sorumluluğu (KTK 85/1) çerçevesinde, Genel Şartlar’da belirlenmiş ve kaza tarihi itibariyle geçerli olan teminat limitleri dahilinde zararı karşılamakla yükümlüdür.

Genel Şartlar’ın A.5. maddesinde teminat kapsamına giren ve sigortacının sorumluluğunu doğuran haller düzenlenmiştir. Buna göre, teminat kapsamına öncelikle maddi zararlar girer. Maddi zararlar, zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmayı ifade etmektedir. Bunun yanısıra, bedensel zararlarda sürekli sakatlık durumunda yapılan ödemeler ile ölüm halinde ödenen destekten yoksun kalma tazminatı da teminat kapsamındadır.

Ayrıca, bir kaza yaşanması durumunda, sigorta ettirenin zararın önlenmesi veya azaltılması amacıyla yaptığı makul giderler de teminat limitlerine dahildir. Belirtmek gerekir ki, bedensel zararlarda ödenen sağlık giderleri, KTK m. 98 düzenlemesi gereği Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağından, teminat kapsamına dahil değildir. Araca bağlı olarak çekilmekte olan römork veya çekilen bir aracın sebebiyet vereceği zararlar çekicinin sigortası kapsamındadır. Ancak, insan taşımak için kullanılan römorkların teminata dahil olması için, poliçede özel şartları belirlenerek ek sigorta yaptırılması gerekir.

Zorunlu trafik sigortası bir sorumluluk sigortası olduğundan, zararı karşılanacak olan kişi sigortalı değil; zarar gören üçüncü kişidir. Sigorta Genel Şartlarının rücu hakkını düzenleyen B.4. maddesinde, sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hallerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği düzenlenmiştir. Bu durumda, aslında sigortacı tazminatı ödemekten kaçınabileceği bir durum varken zarar görene tazminat ödemesini yapmaktadır; ödemeyi yapan sigorta şirketi, sözleşme ve mevzuat gereği tazminat miktarının azalacağı kısmı sigortalıdan, sigortalının terekesinden ve tereke borçlusu mirasçılardan rücu edebilir. Tazminatı gerektiren olayın, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş olması, olayın, trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali sonucunda meydana gelmiş olması veya olayın, aracın uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce sevk edilmesi sırasında gerçekleşmesi gibi durumlarda, sigortacı sonradan sigortalıya rücu edebilme hakkına sahip olacak, ancak öncesinde zarar gören üçüncü kişiye ödeme yapmakla yükümlü olacaktır.

Hasar Kavramı ve Hasar Tazminatının Ödenmesi

Trafik sigortası kapsamında motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen maddi hasarlar oluşur. Maddi hasarın ilki araç hasarıdır. Sigortacının araç hasarı kapsamında ödeyeceği tazminat, zarar gören aracın kazadan önceki haline getirilebilmesi için gereken onarım masrafları, yani yedek parça, boya, garaja çekme, muhafaza etme ve işçilik ücretidir

Hasara uğrayan aracın onarım masraflarının nasıl karşılanacağı hususu, Genel Şartlar’ın B.2. maddesinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Hasar gören parça orijinalse, öncelikle parçanın onarılması gerekir; eğer bu mümkün değilse orijinal parça, yedek orijinal parça ile değiştirilir. Orijinal yedek parça ile değiştirilme imkanının olmaması halinde, örneğin parçanın üretiminin durdurulduğu veya temin edilemediği durumunda veya zarar görenin onayının alınması durumunda, hasar gören parça, eşdeğer veya yeniden kullanılabilir parça ile değiştirilir. Bu durumda sigortacı, hak sahibinden onay alındığı veya hasar gören parçanın orijinal parça ile değiştirilmesine imkan olmadığı hususlarını ispat yükü altındadır.

Aracı zarar gören hak sahibinin, aracını sigortacının anlaşmalı olduğu onarım merkezlerinde tamir ettirmesi mümkün olduğu gibi; dilediği başka bir onarım merkezinde de onarılmasını talep edebilir. Bu durumda sigortacının, kendi anlaşmalı onarım merkezlerindeki ücretlendirmeler üzerinden ödeme yapmayı tercih etmesi mümkündür. Bunun için sigortacının, onarımdan itibaren iki iş günü içinde hangi bedeli ödeyeceğine ilişkin bildirimde bulunması gerekir. Aksi takdirde, anlaşmalı olunmayan onarım merkezindeki bedele onay verdiği kabul edilir ve bu bedel üzerinden ödeme yapmak durumunda kalır.

Hasar, tam hasar veya kısmi hasar olabilir. Onarım masrafları zarar gören aracın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini aşıyorsa ve aracın onarım kabul etmez derecede hasara uğradığı eksper raporu ile tespit edilmişse araç tam hasara uğramıştır. Tam hasar durumunda aracın hurdaya ayrıldığına dair hurda tescil belgesi alınır ve tazminat bedeli sigortacı tarafından ödenir. Kısmi hasar hali ise, aracın onarımının mümkün olduğunun eksper raporuyla tespit edilmesi durumunda söz konusu olur. Kısmi zarar halinde araçta oluşan hasarın, rizikonun gerçekleşme tarihinde aracın değerini aşmasının bir önemi yoktur, önemli olan onarımının mümkün olmasıdır. Kısmi hasar durumunda aracın ilgili mevzuat doğrultusunda trafikten çekildiğine dair “trafikten çekilmiştir” kaşeli tescil belgesi alınır ve bu belgenin ibrazı üzerine sigortacı tazminat bedelini öder. Genel Şartlar B.2.3. maddesi gereği, aracı zarar gören hak sahibi, aracın hasarlı haliyle kendisine bırakılmasına onay verebilir. Bu halde, aracın riziko tarihindeki rayiç değeri ile hasarlı hali arasındaki tutar, zorunlu trafik sigortası teminat limitleri dahilinde kendisine tazminat olarak ödenir. Kısmi onarımlarda, sigorta şirketi talep ederse,sigorta şirketi tarafından değiştirilen hasarlı parçalar sigortacının malı olur. Ayrıca kısmi hasar halinde tarafların onayıyla onarım yerine nakdi ödeme yapılabilir.

Değer Kaybı

Genel Şartlar A.5. maddesinde maddi zararlara ilişkin teminat, hak sahibinin Genel Şartlarda tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmanın teminat altına alınması olarak tanımlanmıştır. Motorlu araçlarda kaza sonucu değer kaybı oluşmasına ilişkin uyuşmazlıklarla uygulamada sıklıkla karşılaşılmaktadır.

Kaza sonucu hasara uğrayan araçlar, orijinal para ile onarılmış olsalar dahi, ikinci el piyasasındaki değerlerini kaybetmektedirler. Motorlu aracın kaza veya benzer olay ile hasar görmesi sonucu, ikinci el piyasasında alıcının hasarlı araç kusur algısı nedeniyle, tamamen onarılmış aracın ikinci el piyasasında benzer kazasız araçlardan daha düşük değerlendirilmesi sonucu oluşan bedel farkı aracın değer kaybı anlamına gelmektedir.

Kaza sonucu hasara uğrayan araçlar, orijinal para ile onarılmış olsalar dahi, ikinci el piyasasındaki değerlerini kaybetmektedirler. Motorlu aracın kaza veya benzer olay ile hasar görmesi sonucu, ikinci el piyasasında alıcının hasarlı araç kusur algısı nedeniyle, tamamen onarılmış aracın ikinci el piyasasında benzer kazasız araçlardan daha düşük değerlendirilmesi sonucu oluşan bedel farkı aracın değer kaybı anlamına gelmektedir. Araçtaki değer kaybı belirlenirken, aracın markası, modeli, kilometresi, üretim yılı ve hasar gördüğü kısımlar dikkate alınır.

Değer kaybına ilişkin tanım ve değer kaybının hesaplanmasınada dikkate alınacak hususlar çeşitli yargı kararlarına da konu olmuştur. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2016/966 E., 2016/5728 K. Sayılı kararında, “Değer kaybı, aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp, onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış haldeki değeri arasındaki farka ilişkin olup, araçtaki değer kaybı belirlenirken, aracın markası, yaşı, modeli ve hasar gördüğü kısımları dikkate alınarak aracın kaza tarihinden önceki 2. el satış değerinin tespiti ile aracın tamir edildikten sonra ikinci el satış değerinin tespiti ve arasındaki fark göz önüne alınmaktadır.” denmektedir.

KTK m. 97 hükmü gereği, zarar görenin, zorunlu trafik sigortasında öngörülen teminat kapsamında dava yoluna başvurmadan önce sigortacıya yazılı başvuruda bulunması gerektiği düzenlenmiştir. Bunun üzerine dava açılabilmesi için, sigortacının 15 gün içinde yazılı talebe cevap vermemesi veya talebi karşılamayacak şekilde olumsuz veya eksik cevaplaması gerekir. Bu durumda Mahkemede dava açılabileceği gibi, Sigortacılık Kanunu uyarınca Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurulması da mümkündür.

Sonuç olarak hasar tazminatına ve değer kaybına ilişkin mevzuatta özel düzenlemeler bulunmaması nedeniyle, motorlu araçların işletilmesinden doğan sorumluluk sigortalarında, üçüncü kişilerin uğradığı maddi zararların tazminine ilişkin düzenlemeler genel olarak TBK m. 49 ve devamında düzenlenen haksız fiil hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle sigortacının sorumluluğunun doğması için, hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının bulunması gerekir. Sigortacının tazminat yükümlülüğünün kapsamının ve tazminat miktarının belirlenmesi konusunda KTK’da yapılan düzenleme AYM kararıyla iptal edilmiş ve buna ilişkin esasların idari işlemlerle değil kanunlarla belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. AYM’nin iptal kararı ile 7237 sayılı Kanun’un ve güncel sigorta genel şartlarının yürürlüğe girmesi arasındaki sürede, kazadan öncesiyle sonrasındaki rayiç bedel farkının hesaplanması yoluyla değer kaybının hesaplanması yoluna gidilmiştir. Bu yöntemle verilen kararlar her ne kadar formüle edilmiş yönteme göre hakkaniyete daha uygun görünse de, zaman zaman somut olayın özelliklerine uymayan kararlar da ortaya çıkabilmektedir. 7237 sayılı Kanun ile KTK’da yapılan değişikler ile ise maddi tazminata ilişkin usul ve esasların SEEDDK tarafından belirleneceği düzenlenmiş, 04.12.2021 tarihli Genel Şartlar’da ise değer kaybının EK-1’deki şekilde hesaplanacağı düzenlenmiştir. Bu durum, AYM’nin almış olduğu iptal kararını işlevsiz bırakmış ve AYM kararlarının Anayasa’da düzenlenen bağlayıcılığı kuralını ihlal ederek, hukuki güvenlik anlamında ciddi bir sorun yaratmıştır. Güncel durum, AYM’nin iptal kararından önceki durumdan yalnızca çok küçük farklarla ayılmakta, ancak çoğunlukla benzerliğini korumaktadır.